28 Aralık 2009 Pazartesi

Ceza hukukunda terör suçları tartışıldı

Türk Ekonomik Hukuk Araştırmaları Vakfı (TEHAV) ve Türk Ceza Hukuku Derneği (TCHD), Galatasaray Üniversitesi'nde “Terör Karşısında Ceza ve Ceza Yargılaması Hukukunun Özellikleri” isimli bir panel düzenlediler.

Haber – Fotoğraf: Mizrabi Cihangir Balkır

GSÜ-HA (İstanbul) 24 Aralık Perşembe günü GSÜ Coşkun Kırca Salonu'nda gerçekleşen panel, TEHAV başkanı Av. Işıl Baytok'un konuşmasıyla başladı. Konuşmasında Türkiye’de terör konusunda ceza hukuku teorisini geliştirmek gayesinde olduklarına vurgu yapan Baytok, konunun ekonomik boyutuna da değindi:

“Terör eski çağlardan beri süregelen bir sorun. Devletler işçi çıkarıp savunmaya para yatırmışlar. Türkiye'de de terör yüzünden kalkınma yavaşlamış, sadece PKK'ya karşı 120 - 130 milyar dolar harcanmıştır.”

Baytok’un açılış konuşmasından sonra başlayan ve Av. Fehmi Demir'in yönettiği panelin konuşmacıları ise, Bahçeşehir Üniversitesi'nden Prof. Dr. Feridun Yenisey, Av. Fikret İlkiz, Galatasaray Üniversitesi’nden Doç. Dr. Emre Öktem, Doç. Dr. Ümit Kocasakal ve araştırma görevlisi Gülşah Kurt Yücekul idi. Demir, terörizmin getirdiği istikrarsızlığın emperyalist ülkelerin iktidarını perçinlediği tespitini yaparak sözü konuşmacılara bıraktı.

Panelin “Uluslararası Hukukta Terörizm” başlıklı ilk konuşmasını yapan Öktem, terörün artık ülke sınırları içinde düşünülemeyecek boyutlara ulaştığını söyledi. Öktem, aşırı solcu Japon Kızıl Ordusu'nun Filistin'e destek için İsrail'de bir ABD uçağını kaçırmasını ve bu uçakta öldürdüğü çoğu yolcunun Porto Ricolu olmasını örnek verdiği konuşmasında, özellikle uluslararası sözleşmelerde terör tanımının yapılmasından kaçınıldığı üzerinde durdu. Çoğu sözleşmenin ulusal kurtuluş savaşçılarının kendi kaderlerini tayin için yaptıkları eylemleri terör saymadığını belirten Öktem, bu bakışın tamamıyla siyasi olduğunu söyledi.

Panelde “Karşılaştırmalı Hukukta Terör Suçları” başlıklı bir konuşma yapan Yenisey ise, demokratik hukuk devletlerinin kendilerini koruyabilmeleri için istihbaratın gereğine ve önemine vurgu yaptı. Bilgi toplamanın kişisel özgürlükleri ihlal edebileceği için devletlerin istihbarat yetkilerinin mutlaka kanunla belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Yenisey, uluslararası hukukta istihbarat ve makul şüpheye ilişkin üç yaklaşım örneği verdi:

“Birincisi, ABD'nin Guantanamo'da uyguladığı idari kısıtlama ya da idari yakalama, yani yargı önüne çıkarılmadan hükümet kararı ile alıkoyma. Bu durumda muhbirin kimliği açığa çıkmasın diye kişiye hangi şüphelerle alıkonulduğu da söylenmiyor. Bunun daha ötesi İsrail modeli, onlar şüphelendikleri kişinin evine nokta atışı bile yapabiliyorlar. İkincisi İngilizler'in 'control order' yöntemi. Suç işleyeceğinden şüphelenilen kişi, hakimin verdiği kararla denetim altına alınabilir, tutuklanabilir yahut ev hapsinde tutulabilir. Üçüncüsü ise Alman yöntemi, yani suç işleyecek kişinin suçunu engelleyici suçlar yaratmak. Suç işleyecek olanlar, örneğin bir kampa gidip eğitim almak gibi belirli davranışlar sergileyebiliyorlar. Almanlar da terör eğitimi alma diye bir suç yarattılar.”

Panel, Kocasakal'ın “Terörizmin Finansmanı”, İlkiz'in “Terör Karşısında Hazırlık Hareketleri ve Suça İştirakin Değerlendirilmesi” ve Yücekul'un “Terör Suçlarında Ceza Yargılaması ve İnsan Hakları” başlıklı konuşmaları ile devam etti.

25 Aralık 2009 Cuma

“1984” Aydın için sahneleniyor

Galatasaray Üniversitesi Tiyatro Kulübü, George Orwell’ın romanından uyarlanarak sahneye konan 1984 adlı oyunu, GSÜ İletişim öğrencisi Aydın Öztek yararına oynuyor.

Haber: Pınar Yurtsever

GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Sinema, TV Modülü öğrencisi Aydın Öztek geçtiğimiz Eylül ayında beyin kanaması geçirerek ameliyata alınmıştı. Uzun süre yoğun bakımda kalan Aydın’ın tedavisine şimdilerde evinde devam ediliyor. GSÜ Tiyatro Kulübü de 1984 adlı oyunlarını Aydın’ın tedavi masraflarına destek olmak amacıyla sahneliyor.

Artun Özsemerciyan’ın uyarladığı ve yönettiği oyunda, George Orwell’ın romanında olduğu gibi Okyanusya devletinin totaliter aygıtlarıyla bugünkü baskıcı aygıtlar arasındaki benzerlikler, bu kez de tiyatro aracılığıyla seyirciye sunuluyor.

Gelirinin tamamının Aydın Öztek’in tedavi masrafları için bağışlanacağı özel gösterim 28 Aralık Pazartesi saat 20.00’de Ortaköy Afife Jale Sahnesi’nde. GSÜ Tiyatro Kulübü tarafından 10 TL olarak belirlenen oyunun biletleri, GSÜ kantinindeki standlardan veya oyun günü kapıdan temin edilebilir.


Elbruz Bilge Fonu hayata geçiyor


Elbruz Bilge’nin anısını yaşatmak ve ihtiyacı olan öğrencilere yardımda bulunmak amacıyla oluşturulan Elbruz Bilge Fonu’na kaynak oluşturmak için Galatasaray Derneği’nde bir etkinlik düzenleniyor.

Haber: Pınar Yurtsever

GSÜ-HA (İstanbul) GSÜ İktisat Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi Elbruz Bilge, geçtiğimiz Eylül ayında Beşiktaş’ta kaldırımda beklediği sırada bir minibüsün kendisine çarpması sonucu yaşamını kaybetmişti. Elbruz’un Galatasaray Lisesi’nden devre arkadaşlarının fikriyle ortaya çıkan ve Galatasaraylılar Derneği bünyesinde oluşturulan Elbruz Bilge Fonu sayesinde hem Elbruz’un anısını yaşatmak hem de ihtiyacı olan öğrencilere yardımcı olmak amaçlanıyor.

Elbruz Bilge Fonu için kaynak sağlamak amacıyla 26 Aralık Cumartesi günü Galatasaraylılar Derneği’nde bir etkinlik düzenleniyor. Giriş ücretinin 20 TL olarak belirlendiği etkinliğin programında Abbastanza, Penta-Tonik gruplarıyla Dj performansı yer alıyor.

Organizasyon ve Elbruz Bilge Fonu’yla ilgili ayrıntılı bilgi için:
Ozan Kesim: 0535 766 42 37
Suha Yılmaz: 0538 409 42 32
Emre Toraman: 0537 560 35 11
Şansal Kantarcı: 0533 312 84 48

18 Aralık 2009 Cuma

“Nobel Türkiye’ye geç geldi”

GSÜ Edebiyat Kulübü’nün kuruluş toplantısına katılan yazar Cezmi Ersöz, Nobel Edebiyat Ödülü’nü Orhan Pamuk’tan önce Oğuz Atay’ın hak ettiğini söyledi.

GSU-HA (İstanbul) GSÜ Edebiyat Kulübü’nün davetlisi olarak kulübün kuruluş toplantısına katılan ve çıkarılması planlanan dergi çalışmasına destek veren Cezmi Ersöz, toplantının ardından öğrencilerle söyleşti.

Konuşmasına kendi yazma serüveninin başlangıcını anlatarak başlayan yazar, üniversite yıllarında Beyoğlu’nun arka sokağındaki bir handa bulunan bir muhasebecide çalışarak geçimini sağladığını ve bu işyerinde hayatına uçuk tiplerin girdiğini anlattı. İlk hikâyesi olan ‘Ayakkabımdaki Kurumuş Kan Lekesi’ni bu dönemde yaşadığı bir olaydan yola çıkarak kaleme aldığını söyleyen Ersöz, kendisini her zaman kaybetmişlere ve umutsuzlara yakın bulduğunu ve hikâyelerini onların üzerine kurduğunu anlattı:

“Yazarken hayatın içinde olmak benim için çok önemlidir. Mesela ilk hikâyemi bir pazarda buldum. Kendime yeni elbise alacak kadar param yoktu, onun için ikinci el satan yerlerden giyiniyordum. Bir gün o pazarlardan birinde bir çift ayakkabı beğendim. Ancak ayakkabının üzerinde kahve lekesi gibi bir şey vardı. Adama bunun ne lekesi olduğunu sordum. Meğer ayakkabılar Sansaryan Han’daki işkencehaneden geliyormuş. Falakadan çıkan insanlar, ayakları şiştiği için ayakkabılarını orada bırakıyorlarmış. Polisler de haftada bir o ayakkabıları toplayıp adama satıyorlarmış. Sonra bunu anlattığım öykümle ödül aldım.”

Kendi yazınının yanı sıra okumalarına da değinen Ersöz, Stendhal’ın ‘Aşk Üzerine’ kitabı üzerine düşüncelerini dinleyicilerle paylaştı. Daha sonra salondakilere edebiyat testi yapan yazar, sorularını doğru cevaplayan iki kişiye kitap hediye etti.

Ersöz, kendisine üslubunda kimlerin etkisi olduğu sorulduğunda, öncelikli olarak Oğuz Atay, Vüs’at O. Bener, Yusuf Atılgan ve Bilge Karasu isimlerini sıraladı. Orhan Pamuk ve Nobel’le ilgili değerlendirmesi istendiğinde ise Ersöz, hiçbir jürinin objektif olmadığını ama Orhan Pamuk’un yabana atılmayacak bir romancı olduğunu söyledi. Nobel’in Türkiye’ye geç geldiğini belirten Ersöz, şunları söyledi:

“Bana soracak olursanız Nobel alacak birisi varsa o da Oğuz Atay’dı. Benim için Oğuz Atay’ın yeri her zaman ayrıdır. O da umutsuzları, kaybetmişleri yazıyor, derin bir acıyı yazıyor. Ama o, benim aksime acılarına mesafe alabiliyor, onlarla dalga da geçebiliyor.”

Ersöz, son olarak edebiyatın çok zengin bir oyun alanı olduğunu ve gençlerin kalıplara sıkışmaması gerektiğini hatırlatarak konuşmasını bitirdi.

15 Aralık 2009 Salı

Belgesel sinema, GSÜ’de tartışıldı

Belgesel Sinemacılar 9. Konferansı, 12 – 13 Aralık tarihlerinde Galatasaray Üniversitesi’nde gerçekleştirildi.

Haber – Fotoğraflar: Mizrabi Cihangir Balkır

GSÜ-HA (İstanbul) Belgesel Sinemacılar Birliği, İstanbul 12. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali’nin ardından, Galatasaray Üniversitesi’nde “bir sanat formu olarak belgesel sinema” başlıklı bir konferans düzenledi .

GSÜ Medya Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezinin de desteklediği konferansta, belgesel sinemadaki biçim ve konu dayatmaları, araçsallaştırma, kültürel bağlarından kopma gibi sorunlardan yola çıkılarak, gerçekliğin ifade edilmesi ve yeniden yaratılması sürecinde belgesel sinemanın sanatla kurduğu ilişki tartışıldı. 

Amsterdam Belgesel Film Festivali IDFA’dan Peter van Bueren’in konuşmasıyla açılan konferansın ilk gününde, “Konuk Yönetmenler Anlatıyor” başlıklı oturumlarda İsrail, İsveç, Rusya, Fransa, Brezilya, Belçika, Yunanistan, Küba ve Portekiz’den gelen yönetmenler söz aldılar. Konferansın belgesel sinema üzerine çalışan akademisyenlerin sunumlarıyla başlayan ikinci günü ise, çağrı metnindeki başlıkların ve gelecek konferans için konu önerilerinin tartışıldığı panel ile son buldu.

14 Aralık 2009 Pazartesi

Video Haber: Galatasaray Üniversitesi Kültür ve Sanat Merkezi Açılışı

Galatasaray Üniversitesi Kültür ve Sanat Merkezi açılış töreninden görüntüler, Galatasaray Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ethem Tolga'nın ve Beyoğlu Belediyesi Başkanı A. Misbah Demircan'ın konuşmaları :



11 Aralık 2009 Cuma

Galatasaray Üniversitesi Konsorsiyumu Akademik Konsey’i Paris’te toplandı

Galatasaray Üniversitesi Konsorsiyumu Akademik Konsey toplantısı, Paris’te Pantéon-Sorbonne Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

Haber: 
Mizrabi Cihangir Balkır

GSÜ-HA (İstanbul) Konsorsiyum üyesi otuza yakın üniversitenin katıldığı toplantı, 26 Kasım Perşembe günü, Pantéon-Sorbonne Üniversitesi rektörü Jean-Claude Colliard başkanlığında ve Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet İnsel’in koordinatörlüğünde yapıldı. Toplantıya Galatasaray Üniversitesi’nden rektör Prof. Dr. Ethem Tolga, Prof. Dr. Hélène Zajdela, rektör yardımcıları Prof. Dr.  Mehmet Şakir ve Prof. Dr.  E.Ertuğrul Karsak ve Genel Sekreter Dilek Anadol katıldılar. Konseyin açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Ethem Tolga Galatasaray Üniversitesinin bir kamu kurumu olarak öğrenci sayısıyla alçakgönüllü ama Türk yükseköğretiminde iddialı bir üniversite olma amacını taşıdığını belirterek  araştırmaya özel bir önem verdiklerini vurguladı. YÖK’ün beş araştırma üniversitesi arasına GSÜ’yü de aldığını anımsatan Tolga “ Bu bize hem onur hem de büyük bir sorumluluk vermiştir. Bu yüzden bu uluslararası işbirliğimizde ortak diploma ve tez yürütme, ayrıca GSÜ araştırma gruplarının Avrupa araştırma ağlarına daha yoğun katılımı konularına ağırlık vermeyi arzu ediyoruz.” dedi.

Fransa Dışişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Yüksek Öğrenim Bakanlığı’nın temsilcilerinin de hazır bulunduğu ve eğitimdeki ortaklıklar için yönlendirme amaçlı yapılan Akademik Konsey’de, Konsorsiyum’un bütçesi görüşüldü ve yapılacak ikili anlaşmalarla akademik kadro değişiminin ve ortak bilimsel araştırmaların arttırılması kararlaştırıldı.

Bu toplantının ardından Fransız Senatosu Başkanı Gérard Larcher, Fransa’da Türk Mevsimi etkinlikleriyle ilintili olarak Galatasaray Üniversitesi ortaklık projesine destek veren kurum ve kişileri 27 Kasım Cuma günü Palais de Luxembourg’da ağırladı. ‘Galatasaray Projesi: İki Medeniyet Arasındaki Köprü’ başlıklı toplantıda Galatasaray Lisesi ve Üniversitesinin Türk Fransız ilişkilerindeki tarihsel yeri ve rolü üzerine verilen konferansların ardından Galatasaray projesini güçlendirmek için yapılması gerekenler tartışıldı.

Medya milliyetçi ve cinsiyetçi söylemler üretiyor

Sosyal Temsiller ve İletişim Panelinde, medyanın Dağlıca Baskını döneminde ve spor sayfalarında ürettiği milliyetçi, militarist ve cinsiyetçi söylemleri konu eden araştırmalar tartışıldı.

Haber ve Fotoğraf: Ceyda Ulukaya
GSÜ_HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi  İletişim Fakültesi, hakemli akademik dergisi “İleti-ş-im”in beşinci yılını “Représentation Sociales et Communication” (Sosyal Temsiller ve İletişim) adlı özel sayı ve bu sayıda yer verdiği bazı araştırmaların sunulduğu bir panelle kutladı.

Panele, toplumsal temsil kavramının diğer kolektif temsillerle ilişkisini açıklayarak başlayan CNRS’den (Fransız Ulusal Bilimsel Araştırmalar Merkezi) Prof. Lucy Baugnet, kavramın iletişim sistemleri üzerinden ve tarafından şekillendirildiğini söyledi ve bu temsillerin yeniden üretimi sürecinde medya analizinin önemine dikkat çekti:

“Basını bu yeniden üretilen temsiller çerçevesinde analiz etmek sadece metin ve görselin ele alınması değildir. Gerçeği üreten imaj ve söylemin analizi haberin arkasındaki ideolojiyi çözümlemeye katkı sağlayacaktır.”

2007 Dağlıca Baskını ve Kuzey Irak’a askeri müdahalenin ulusal medyada temsili konusuyla Tirşe Erbaysal ve Nicolas Cheviron ile ortak araştırmalarının bir bölümünü sunan GSÜ’den Doç. Dr. Nilgün Tutal Cheviron, medyada öne çıkan söylemin, bayrak ve Atatürk portreleriyle desteklenen “öfke” olduğunu, “şehit” olmanın kutsanması temelinde “biz” vurgusunun ağırlık kazandığını çeşitli gazetelerin ilk sayfalarından verdiği örneklerle açıkladı.

GSÜ’den Yard. Doç. Dr. Özlem Danacı Yüce ve Barış Kara’nın ortak araştırması olan “Spor Sayfalarında Kadının Temsili” konulu sunumda spor sayfalarında düşük olan kadın temsilinin, genel olarak cinsiyetçi söylemlerle sorunlu hale getirildiğini ulusal medyadan örneklerle gösterildi. İki hafta boyunca izledikleri on ulusal gazetede kadın temsilinin yüzde 21 olduğuna değinen Yüce, spor sayfalarının “belli stereotiplere dayanan cinsiyetçi yapısını koruduğunu” söyledi.

“Kardak Fatihi ben değildim”

Galatasaray Üniversitesi öğrencileriyle bir araya gelen Gazeteci Fatih Altaylı, kendisine yönelik eleştirilere cevaben “Ben kendime yakışanı yapıyorum, içim rahat.” dedi.

Haber: Pınar Yurtsever
Fotoğraf: Eda Günay

GSÜ_HA (İstanbul) Haber Türk gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı, Galatasaray Üniversitesi öğrencileriyle bir araya geldi. GSÜ Frankofoni Kulübü tarafından düzenlenen söyleşide, eski bir Galatasaray Lisesi mezunu olan Altaylı, gazetecilik mesleğine Cumhuriyet’te spor muhabiri olarak başladığını, hevesli ve telaşlı yapısı sayesinde kısa zamanda yükseldiğini ifade etti.

Ocak 1996’da Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan Kardak Krizi sırasında kendisine Kardak Fatihi denilmesine yönelik soruları yanıtlayan Altaylı “Kardak kayalıklarına çıkan ben değildim; ama bana Kardak Fatihi dediler. Bundan da rahatsız değilim fakat yanlış bir bilgi.” dedi. Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili söylemlerine yönelik eleştirilere cevap veren Altaylı, “Münevver’e çok üzüldüm, kendi kızımı düşündüm. Gazeteci de insandır, duyguları vardır. Bu cinayetin açığa çıkması gerektiğini düşündüm ve gazetede bu konuya fazlaca yer verdik. Bir süre sonra Münevver’in babası garip tavırlar sergilemeye başlayınca da eğer Münevver’in haklarını savunmak bana kaldıysa, evet Münevver’in babası benim dedim. Bunu eleştirenler, ‘Fatih yakıştı mı?’ diyenler var. Ben kendime yakışanı yapıyorum, içim rahat.” dedi.

“Gazeteciyim ama ben de insanım ve ben de bu ülkede yaşıyorum”

Çabuk heyecanlanan bir yapısı olduğunu, bu nedenle zaman zaman objektiflikten uzaklaşmış bir imaj sergilediğini belirten Altaylı, “Serap’ın fotoğrafını görünce sinirleniyorum. Bağcılar’da otobüsle giden kızdan ne istedin? Gel benim arabama molotof kokteyli at. Tayyip Erdoğan ve yanındaki bir grup insan bu ülkeyi iyi yönetemeyince sinirleniyorum. İzmirliler taş atınca da sinirleniyorum. Evet, gazeteciyim ama ben de insanım ve ben de bu ülkede yaşıyorum.” dedi.

Türkiye’deki üniversitelerin durumuyla ilgili haberlere kendi gazetesi de dahil olmak üzere pek fazla yer verilmediğini ifade eden Fatih Altaylı, gazetelerin genelde YÖK, türban gibi konularla ilgilendiğini oysa üniversitelerin iç yapısıyla ilgili haberlere daha çok dikkat çekilmesi gerektiğini vurguladı.

Medya sektörüne yönelik eleştirileri yanıtlayan Altaylı, bu sektörde çalışanların sürekli göz önünde olduğunu, bu yüzden yaşanan çirkinliklerin diğer sektörlere göre daha fazla dikkat çektiğini belirtti. Gazetecilik mesleğinde tutuculuk ve alışkanlıklara kapılmanın çok tehlikeli olduğunu ifade eden Altaylı, bazı gazetecilerin bu meslekten çekilme yaşına gelmiş olmalarına rağmen egolarına yenik düştüklerini söyledi. “Ego böyle bir şey işte, adam kendine âşık. Michael Schumacher bile araba sürmeyi bıraktı. En büyük korkum o yaşlarda yazıyor olmak; bu duruma düşmek.” dedi.

“Başta kuşku duyduğum bu üniversiteden şimdi gurur duyuyorum”

Bugün Galatasaraylıların medyanın ve devletin çok önemli makamlarında bulunduğuna dikkat çeken Altaylı, “Benim gibi meslekte önemli noktalara ulaştığınız zaman etrafınızda büyük bir yalaka ordusu oluşabiliyor. Yanlış yapma ihtimaliniz çok yüksek. Böyle durumlarda size çeki-düzen verecek birilerine ihtiyacınız oluyor; bu kişiler de genelde Galatasaraylıdır.” dedi.

Galatasaray Üniversitesinin kurulmasına ilk başlarda karşı çıkanlardan biri olduğunu belirten Fatih Altaylı, “O dönemde Galatasaray’ın sınırlı olan kaynaklarının Lise’ye aktarılmasını savunuyordum. Fakat İnan Abi (Kıraç) böyle düşünmüyordu ve kurucu üyelerle bu üniversiteyi kurdu. Su yolunu buluyor. Başta kuşku duyduğum bu üniversiteden şimdi gurur duyuyorum.” dedi.

9 Aralık 2009 Çarşamba

‘İleti-ş-im’ beşinci yılını bir panelle kutluyor

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin hakemli dergisi ‘İleti-ş-im’, beşinci yılında çıkardığı özel sayıyı düzenleyeceği panelle kutluyor.

GSÜ-HA (İstanbul)
Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin hakemli akademik dergisi ‘İleti-ş-im’, beşinci yılını “Représentations Sociales et Communication” (Toplumsal Temsiller ve İletişim) adlı özel sayısıyla kutluyor. Bu kapsamda GSÜ İletişim Fakültesi,  Fransız Kültür Merkezi’nin de katkılarıyla, 10 Aralık Perşembe günü, saat 14:30’da, üniversitenin Coşkun Kırca Salonu’nda bir panel düzenliyor.

Panelde CNRS (Centre National de la Recherche Scientifique - Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi)’den Prof. Lucy Baugnet ‘Medya ve Sosyal Temsil’ başlıklı bir konuşma yapacak. GSÜ’den Doç. Dr Nilgün T. Cheviron konuşmasında ‘Ulusal Türk Basını’nı işlerken, Yrd. Doç. Dr. Özlem Danacı Yüce ise konuşmasında ‘Spor Sayfalarında  Kadınların Temsili’ konusuna yer verecek.

Ayrıntılı bilgi için
Yrd. Doç. Dr. Nazlı Ü. Aytuna
Tel: 0212 227 44 80 – 625
Email: nulbay@gsu.edu.tr

Öğrenciler Dersim’i tartışıyor

Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Kulübü, Gündem Toplantıları’nda bu hafta ‘Dersim 38’ üzerine tartışıyor. GSÜ Cep Sineması’nda gerçekleşecek toplantı ‘38’ belgeselinin gösterimiyle başlayacak.

Haber – Fotoğraflar: Mizrabi Cihangir Balkır

GSÜ-HA (İstanbul) Sosyoloji Kulübü 3. gündem toplantısında ‘Dersim’de ne oldu?’ sorusunu  soruyor. Cep Sineması’nda 10 Aralık Perşembe saat 17:00’de Çayan Demirel imzalı ‘38’ belgeselinin gösteriminden sonra öğrenciler Türkiye’de Kürt ve alevi sorununu tartışacak.

Herkese açık olan ve öğrencilerinin kendi aralarında gündeme dair belirli başlıkları tartıştıkları toplantılar konuyla ilgili kısa sunumlardan sonra belirlenen çerçevede katılımcıların tartışmalarıyla ilerliyor.

GSÜ ziyaretçi kabul etmediğinden etkinliğe üniversite dışından katılmak isteyenlerin Sosyoloji Kulübü’ne ulaşıp adlarını yazdırmaları gerekiyor.

İlk iki toplantıda neler konuşuldu?

GSÜ Sosyoloji Kulübü’nün Gündem Toplantıları ‘Bologna Süreci ve Eğitimin Piyasalaşması’ tartışmasıyla başlamıştı. Öğrenciler ilk toplantıda özellikle, üniversitelere danışma hizmeti verecek ve herhangi bir yaptırım gücü olmayacak şekilde tasarlanan Üniversite Danışma Kurulları üzerinde durdu. Öğrenciler Danışma Kurulları üyelerinin arasında ticaret odası başkanlarının da olmasını eğitimin ticarileşmesi bağlamında tartıştılar.

Gündem Tartışmaları’nın ikincisi ise ‘kadın intiharları, töre ve namus bahaneli cinayetler’ temelindeki tartışmalar ve sosyolog Dicle Koğacıoğlu’nun konuyla ilgili çalışmalarının özet sunumu ile gerçekleşti. Öğrenciler toplantıda şiddetin doğasını ve insanın kültürel tarihindeki yerini tartıştılar.

GSÜ Sosyoloji Kulübü ile irtibat için mail adresi:
gsusosyolojikulubu@gmail.com

“Türk Ekonomisinin Çoklu Yüzleri”


“Fransa’da Türkiye Mevsimi” kapsamında düzenlenen “Büyük Tartışmalar” serisinin üçüncüsünde 12 Aralık 2009 Cumartesi günü, Université Lille 1- Sciences et Technologies’de (Lille Bilim ve Teknoloji Üniversitesi) gerçekleştirilecek bir panelde ekonomi alanındaki güncel konular tartışılacak.

GSU-HA (İstanbul) Panelde Bahçeşehir Üniversitesi Öğr. Üyesi ve BETAM (Bahçeşehir Ünivsersitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi) Direktörü Prof.Dr. Seyfettin Gürsel “Türkiye Ekonomisinin Büyüme Sorunları ve İşsizlik Sorunu” konulu bir sunum gerçekleştirecek. Yine Bahçeşehir Üniversitesi Öğr. Üyesi ve Star gazetesi yazarı Prof.Dr.Eser KARAKAŞ ise “Bütçe Açıklarının Caydırıcı Etkisi, Teşvik Edici Etkisine Üstün Gelebilir Mi?” konusunu ele alacak. “Avrupa’nın Bütünleşmesi Karşısında Türk Kapitalizmi” konulu bir diğer sunum da Université Lille 1- Sciences et Technologies’den Doç.Dr. Deniz AKAGÜL (Lille Bilim ve Teknoloji Üniversitesi) tarafından yapılacaktır.

Yer: Université Lille 1- Sciences et Technologies
(Lille Bilim ve Teknoloji Üniversitesi)
Lille / Fransa
Tarih: 12 Aralık 2009

8 Aralık 2009 Salı

Serhan Şeşen müzik ve felsefeyle anıldı

Müzisyen Serhan Şeşen ölümünün birinci yılında GSÜ Aydın Doğan Salonu’nda yapılan etkinlikle anıldı.

Haber -  Fotoğraf: Mizrabi Cihangir Balkır

GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi’nin Serhan Şeşen Müzik Felsefe ve Yaşama Saygı Derneği ile birlikte 3 Aralık Perşembe günü düzenlediği Serhan’ı Anma Etkinlilikleri, müzik - felsefe eksenli konuşmalar ve Grup Gündoğarken’in seslendirdiği şarkılarla gerçekleştirildi. GSÜ felsefe yüksek lisans derslerini izleyen Serhan bir sene önce yüksek ateş ve boğaz ağrısı şikayetleriyle hastaneye gitmiş ve grip teşhisi konulmuştu. Sonrasında şikayetleri devam eden Şeşen’in menenjit geçirdiği anlaşılmış ama genç müzisyen kurtarılamamıştı.

Müzik ve felsefe üzerine yüksek lisans yapan Serhan Şeşen’i anma etkinliği ‘Müzik ve Felsefe üzerine Düşünceler’ başlığı altında üç konuşmayla başladı. İlk oturum GSÜ Felsefe Bölümü’nden Prof. Dr. Melih Başaran’ın G. Deleuze’ün ‘Neden Biz, Müzisyen Olmayanlar?’ metnini referans alarak yaptığı ‘Düşüncenin Bir Müziği İçin…’ adlı konuşmayla başladı. Başaran müziğin felsefedeki yerini sorguladığı konuşmasını müzikle ilişkilendirdiği bir şiirini okuyarak sonlandırdı.

GSÜ Felsefe Bölümü’nden Doç. Dr. Türker Armaner ise ‘Ritm ve Felsefe’ başlıklı konuşmasında Aristo’nun Poetika’sı ve Retorika’sı ekseninde ritim-oran-ikna ilişkileri üzerinde durdu.

Son konuşmacı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden Doç. Dr. Kıvılcım Şenürkmez Yıldız ‘Müzik Yapıtının Yönelimsel Karakteri’ adlı konuşmasında estetik kuramcısı Roman Ingarden’e referans vererek partisyon-performans bağlamında müzik yapıtının somut gerçekliğini tartıştı.

Konuşmacıların ardından Serhan Şeşen Müzik Felsefe ve Yaşama Saygı Derneği kendilerine birer teşekkür plaketi sundu. Gece, Grup Gündoğarken’in Serhan Şeşen’in sevdiği şarkılardan derlediği bir saatlik dinletisiyle sona erdi.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Galatasaray Üniversitesi Kültür ve Sanat Merkezi açıldı

Galatasaray Üniversitesi Kültür ve Sanat Merkezi, Galatasaray Lisesi'nin 528. kuruluş yıldönümünde gerçekleştirilen bir törenle kapılarını ziyaretçilerine açtı.

Haber: Pınar Yurtsever
Fotoğraflar: Mizrabi Cihangir Balkır

GSÜ-HA (İstanbul)
Galatasaray ismi altında birleşen tüm kurumların kültürel mirasının sergilendiği Galatasaray Üniversitesi Kültür ve Sanat Merkezi, Galatasaray Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ethem Tolga, Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Adnan Polat, Galatasaray Eğitim Vakfı Kurucu Başkanı İnan Kıraç ve Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan'ın katıldığı bir törenle açıldı. Açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Ethem Tolga, “Galatasaray ismi eğitim, bilim, spor, sanat ve kültürün farklı alanlarında her zaman öncü olmuştur. Bu isim altındaki tüm kurumların tarihi mirasının sergilendiği bu Merkez’in gerçekleştirilmesinde katkıları bulunan Başbakanlık’a, Ulaştırma Bakanlığı’na, PTT Genel Müdürlüğü’ne, Galatasaray Spor Kulübü’ne, Galatasaray Üniversitesi eski rektörlerine ve en çok da İnan Kıraç ve eşi Suna Kıraç’a şükranlarımı sunuyorum. Bu Merkez, Galatasaray’ın toplumla kucaklaşmasına açılan bir kapı olacaktır.” dedi.

Binanın restorasyon çalışmalarına 2005 yılında başlandığını ve neredeyse yeniden yapıldığını belirten İnan Kıraç ise yaptığı konuşmada Merkez’in Galatasaray ile Türk toplumunu birleştiren bir yuva olacağını ifade etti. Galatasaray isminin bir birliği temsil ettiğini fakat kendi içine kapalı bir topluluk olmadığını vurgulayan Kıraç, “Galatasaray’ın spor ve eğitim alanlarında Türk toplumuna çok önemli katkıları olmuştur. Bu katkıların gerçekleştirilmesine öncü olan isim de Atatürk’tür. Türkiye’yi bazı güçlerin rahatsız ettiği, bölmeye çalıştığı bu günlerde birlik içinde olmalıyız. Atatürk’ün ifade ettiği çok güzel cümle vardır: Ne mutlu Türk’üm diyene” dedi.

Galatasaray Spor Kulübü İkinci Başkanı Mehmet Helvacı ise Galatasaray’ın tüm kurumlarını aynı çatı altında toplayan Merkez’in, Galatasaray tarihine ışık tutacağını belirtti.

Açılışa katılan Fransa’nın Türkiye Büyükelçisi Bernard Emie, Galatasaray’ın iki ülke arasındaki ilişkilerde tuttuğu yerin önemini vurgulayarak Galatasaray Merkezi’nin gerçekleştirilmesini sağlayan tüm kurumlara teşekkür ve tebriklerini sundu. Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ise Beyoğlu’nun binlerce yıllık tarihinde öne çıkan Pera’dan Beyoğlu’na geçiş sürecine Galatasaray Lisesi’nin damga vurduğunu belirtti ve “Galatasaray Lisesi ve onun yetiştirdiği değerler Beyoğlu’yla iç içe geçmiştir. Belediyemizin sınırları içindeki tüm kültür ve sanat değerleri bizi de ilgilendirir. Galatasaray Merkezi Beyoğlu tarihine ışık tutacak önemli bir atılımdır.” dedi.

Açılış sırasında görüşlerini aldığımız Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Adnan Polat da geçmişten günümüze kadar olan süreçteki Galatasaray mirasının sergilendiği Galatasaray Merkezi’nin gerçekleştirilmesindeki katkılarından ötürü İnan Kıraç ve eşi Suna Kıraç’a teşekkürlerini iletti. Galatasaray Merkezi projesinin ortaya atıldığı dönemde GSÜ Rektörü olan Prof. Dr. Duygun Yarsuvat, böyle bir Merkez’in açılmış olması nedeniyle çok sevinçli ve heyecanlı olduğunu belirterek “Galatasaray sadece bir spor kulübü veya bir semt adı değil; bir kültürün adıdır. Bu Merkez biraz geç kalınmış fakat ulaşılmış bir hedeftir.” dedi.

Galatasaray Lisesi mezunlarından olan Ayasofya Müzesi Başkanı Prof. Dr. Haluk Dursun, Galatasaray Merkezi’nin Beyoğlu için bir atılım ve İstiklal Caddesi’nin entelektüel seviyesini yukarıya çeken bir değer olduğunu ifade etti.

Galatasaray Merkezi’nin Müdürü Münevver Eminoğlu, bu şık ve güzel binanın Galatasaray’ın zengin mirası için küçük kaldığını ifade ederek Merkez’de gerçekleştirilecek projelerde Galatasaray kültürünü yansıtan eserlere öncelik tanınacağını belirtti.



4 Aralık 2009 Cuma

Fransa'da “Başka” Bir Türk Sineması

27 Kasım 2009-05 Ocak 2010 tarihleri arasında Strasbourg'da 21'incisi düzenlenecek "Quinzaine du Cinéma Turc" festivali kapsamında; Cinéma Odyssée, Filmmor ve Galatasaray Üniversitesi Medya Araştırmaları ve Uygulamaları Merkezi (MEDİAR) tarafından “Fransa’da Türkiye Mevsimi”ne dahil "Le Cinéma Turc au Féminin Pluriel" (Türkiye'de Sinema ve Kadınlar) etkinliği düzenleniyor.

GSU-HA (İstanbul) Etkinliğin temel amacı “başka” bir Türk Sineması’nın, asıl deyişle kadınların sinemasının varlığına, üretim ve dağıtım koşullarına dikkat çekmek; sinemada kadınların “rolünü” (hiç şüphesiz çoğul) sorgularken (ticari filmlerin kadın starlarından feminist yönetmenlere; sinema araştırmacılarından festival organizatörü kadınlara) başlangıcından günümüze Türk Sineması’na ilişkin bir çeşit “paralel tarih” çizmektir. Projenin ikinci amacı tema seçimiyle doğrudan bağlantılıdır: Türk kadınlarının yaşamın ve sanatın farklı alanlarında varlıklarının önemini vurgulamak ve bu alanda eşit temsil koşullarını iyileştirmek.

Festivalde; Vesikalı Yarim-1968 (Lütfi Ömer Akad), Dönüş-1972 (Türkan Şoray), Kurbağalar-1985 (Şerif Gören), Mavi Gözlü Dev-2007 (Biket İlhan), Oyun-2005 (Pelin Esmer) filmlerinin gösterimi yapılacaktır.

Yine Festival kapsamında "Yeşilçam'dan Günümüze Sinemada Starlar" ve "Türkiye'de Kadınlar ve Sinema" başlıklı paneller düzenlenecektir. Etkinliklere sinema sanatçısı Hülya Koçyiğit, Filmmor adına yönetmen Melek Özman ve Ülkü Songül, gazeteci Ayşe Düzkan, Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi ve MEDİAR müdür yardımcsı Doç. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver ile MEDİAR Sinema Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Grubu üyesi Ar. Gör. Ece Vitrinel konuşmacı olarak katılacaklardır.

Yer: L’Odysée Sineması - Strasbourg / Fransa
Bilgi için: Ar.Gör.Ece VİTRİNEL Tel. 0212 227 44 80/637 evitrinel@gsu.edu.tr

3 Aralık 2009 Perşembe

Galatasaray Üniversitesi Kültür Ve Sanat Merkezi açılıyor

Çağdaş müzecilik anlayışıyla Galatasaray kültürünün bütün ögeleriyle birarada sergilendiği Kültür ve Sanat Merkezi projesi hayata geçiyor. Galatasaray’da bulunan eski Postane binasında kurulan Merkez 6 Aralık'ta kapılarını açıyor.

GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray’da bulunan eski Postane binası Galatasaray Üniversitesi tarafından Galatasaray Üniversitesi Kültür ve Sanat Merkezi olarak kullanıma kazandırılıyor. Galatasaray Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ethem Tolga, merkezin Galatasaray’ın tüm değerlerinin toplumla buluşmasını sağlayacağını söyledi. Merkezin üniversite öğrencileri ve öğretim elemanlarının çalışmalarını sergilemeleri için imkan sağlayacağını belirten Tolga, merkezde ayrıca Lise ve Spor Klubü’nün Galatasaray kültürüne katkılarının görülebileceği bölümler de olacağını ifade etti.

Eski Postane binasının Ulaştırma Bakanlığı, PTT Genel Müdürlüğü ve Galatasaray Üniversitesi arasında yapılan bir protokolle Üniversiteye tahsis edildiğini, ardından aslına uygun olarak restore edildiğini ve statik olarak kuvvetlendirildiğini anlatan Prof. Dr. Ethem Tolga, açılışa tüm Galatasaray Üniversitesi öğrenci, öğretim elemanı ve idari personelinin davetli olduğunu kaydetti.

GSÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Şakir Ersoy da ilk aşamada müze olarak düşünülen binanın altyapı çalışmalarının zaman aldığını, ileride prosedürler tamamlanır ve istenirse binanın müzeye dönüştürülebileceğini söyledi.

Merkez Galatasaray kurumlarının ortak belleğini oluşturacak

Galatasaray Kültür ve Sanat Merkezi'nin Müdürü Münevver Eminoğlu binanın giriş katını kafe, art-shop ve küçük bir postane ve PTT müzesi olarak tasarladıklarını söyledi. Birinci kat Galatasaray ve eğitim, ikinci kat Galatasaray ve spor temalı kalıcı sergilere ayrılırken üçüncü katta yine Galatasaray teması ağırlıklı olmak üzere geçici sergilere yer verilecek.

Galatasaray ve spor temasının küratörü İzzettin Çalışlar sergilerin içeriğiyle ilgili olarak şunları söyledi: “İlk iki kattaki kalıcı sergiler, Galatasaray’ın eğitim ve spor tarihindeki yerini ve bugüne kadar kat edilen aşamaları sergileyecek. Dijital ortamda biriktirilecek dokümantasyon zaman içinde Galatasaray kurumlarının ortak belleğini oluşturacak. Üçüncü katta yer alacak dönemsel sergiler ise daha geniş bir içerik alanına sahip. Burada Galatasaraylı sanatçıların ve konusu kurumsal olarak camiayla ilgili olup, toplumsal ve kültürel hayata katkıda bulunan sergilere ayrılacak. Amaç  Galatasaray kaynaklı kültürel katkının yansıtılması.”

İzzettin Çalışlar sergi salonu sayesinde gizli kalmış birçok kültürel değerin gün ışığına çıkacağını ifade etti ve ekledi: “Ali Sami Yen’in aile albümlerinden, Özdemir Asaf’ın elyazmalarına, Galatasaraylı neşriyat örneklerinden, efemera (gündelik yaşama dair belgeler) koleksiyonlarına kadar birçok proje var.”

“Engelliler ayrımcılığa maruz kalıyor”

Galatasaray Üniversitesi (GSÜ), İstanbul Barosu ve Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği’nin birlikte düzenledikleri Erişilebilirlik panelinde, engelli haklarının kullanımının önündeki engelleri tartışıldı ve çözüm önerilerini getirildi.

Haber – Fotoğraf: Ceyda Ulukaya

GSÜ_HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul Barosu ve Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği (TOFD) tarafından ortaklaşa düzenlenen “Erişilebilirlik” panelinde, Birleşmiş Milletler (BM) Engelli Hakları Sözleşmesi temelinde özürlü haklarının kullanımı, ayrımcılık suçu ve özürlü hükümlülerin cezalarının infazı tartışıldı. Engellilerin düzene ayak uyduramadıkları sürece toplumdan soyutlandığına dikkat çekildi.

İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın açılış konuşmasında engellilere yönelik ayrımcılığın insan haklarına ve iş hukukuna aykırı olduğunu vurguladı. İstanbul Vali Yardımcısı Mustafa Altıntaş da  panelin açış konuşmasında, engellilerin sosyal hayata etkin katılımını sağlamak adına, engellilerin evde bakım ve kaynaştırmalı eğitim ilkelerinin uygulanması gerektiğini söyledi.

GSÜ Hukuk Fakültesi’nden Doç. Dr. Ahmet Ulvi Türkbağ, TBMM’nin 2008’de kabul ettiği BM Engelliler Hakları Sözleşmesi’nde hakların insan onuru kavramı üzerine inşa edildiğini belirterek,  engellilik tanımının sakat kişilerin, sağlıklı bireylerle topluma katılmalarına olanak vermeyen sosyal ve fizik çevre olduğuna dikkat çekti.

İstanbul Barosu’ndan Av. Arzu Besiri, engellilerin eğitim, ulaşım, sağlık ve sosyal güvenceler konusunda ayrımcılığa maruz kaldığını ve mevcut düzene ayak uyduramadıkları sürece toplumdan soyutlandığını belirterek, “2005 yılında yürürlüğe giren Özürlüler Kanunu’nda kamu kuruluşlarına ait yapılar yedi yıl içinde özürlülerin erişimine uygun hale getirilecek denmesine rağmen bu konuda fiziksel, sosyal ve ekonomik çevreye ilişkin kayda değer düzenlemeler yapılmadı” dedi.

Av. Besiri, “engellilere yönelik ayrımcılıkla savaşmak ve engellinin öteki olmadığının topluma anlatılması” için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

-Engellilere yönelik özel eğitim ve bu eğitimi verecek kadro oluşturulmalı,
-Üniversite ve diğer alanlarda engellileri eğiten birimler geliştirilmeli,
-Fiziksel çevreyi düzenleyenler, engellilerin yaşam pratikleri konusunda eğitilmeli,
-Engellilerin haklarından haberdar olmalarını sağlamaya yönelik programlar desteklenmeli,

GSÜ Hukuk Fakültesi’nden Pınar Memiş,  ayrımcılık suçunun Türk Ceza Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında değerlendirildiğini ve özürlü kişiye yönelik dört farklı durumda işlediğini açıkladı. Bunlar, özürlü kişiye mal satımının engellenmesi, hizmetten mahrum bırakma ya da kesintiye uğratma, özürlü olma gerekçesiyle işe almama, kamuya arz edilmiş hizmet ya da besin verilmemesi.  Memiş, özürlülük tanımının sürekli hasta olma, virüs taşıma durumuyla eşdeğer olmadığının da altını çizdi.

Özürlü mahkumun sağlığı

Oturumun ikinci bölümünde, GSÜ Hukuk Fakültesi’nden Çağla Tansuğ, özürlü haklarının hayata geçirilmesinden idari birimlerin sorumlu olduğunu belirterek, Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın bu yönde politikalar geliştirilmesine rağmen uygulamada sorunlar yaşandığını kabul ettiğine dikkat çekti.

GSÜ Hukuk Fakültesi’nden Eylem Aksoy, cezaevi idaresinin özürlü mahkumun sağlığını korumakla yükümlü olduğunu, fiziki altyapının yetersizliği, sıhhi tesisat bulunmaması, cezaevi infaz personelinin bu konuda eğitimsiz olması gibi nedenlerle hükümlünün sağlığına uygun koşulları sağlayamıyorsa hürriyeti bağlayıcı ceza yerine alternatif infazlarla çözüm üretmesi gerektiğine işaret etti.

Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği (TOFD)  bünyesinde hazırlanan  “Yoksa engelSİZ misiniz?” isimli oyundan Sevk ve Empati isimli iki episod sergileyen tiyatro atölyesi, önümüzdeki dönemde oynayacak oyunlarının tiyatroseverlere açık olduğunu belirttiler. Atölye grubu 7 Aralık’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde, 9 Aralık’ta Beykoz Ahmet Mithat Sahnesi’nde oyunlarını sergileyecek.

2 Aralık 2009 Çarşamba

Türkiye’de kadın olmak zor

Galatasaray Üniversitesi Konsorsiyumu tarafından Fransa’da Türkiye Mevsimi kapsamında düzenlenen “Türkiye’nin güncel meseleleri” panellerinden ilki Rennes’de yapıldı. “Günümüz Türkiye’sinde Kadın Olmak: Değişimler ve Dirençler” konulu panelde kadınların güncel sorunları tartışıldı.

 

GSÜ-HA “Fransa’da Türkiye Mevsimi”nde Galatasaray Üniversitesi Konsorsiyumu üyesi üniversiteler aracılığıyla, çeşitli kentlerde Türkiye’nin güncel meselelerine ilişkin halka açık paneller düzenliyor.

Bu panellerden ilki, Rennes şehri Siyasal Bilimler Enstitü’sünde, 23 Kasım 2009 Pazartesi günü saat 17.30 – 21.00 arasında gerçekleştirildi. Enstitü öğretim üyesi Jean-François Polo ve Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi Hülya Uğur Tanrıöver’in girişimiyle düzenlenen “Günümüz Türkiye’sinde Kadın Olmak : Değişimler ve Dirençler” konulu panel öncesi “Bu ne güzel demokrasi” filminden bölümler gösterildi.

Türkiye’den, Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr.Ayşegül Yaraman, Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi Doç.Dr.Hülya Uğur Tanrıöver, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr.Ayşe Buğra ve Paris Elele Derneği Başkanı Gaye Petek’in katıldığı, moderatörlüğünü Fransa’da toplumsal cinsiyet araştırmaları konusunda önde gelen uzmanlardan Christine Guionnet’nin yaptığı panelde günümüz Türkiye’sinde kadınların konumu tartışıldı.

Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde kadın hareketlerinin tarihsel olarak anımsatıldığı panelde, yüzyıldan bu yana kadınların birçok alanda kazanımlar elde ettikleri vurgulandı. Ancak, özellikle de tamamen aile odaklı toplumsal örgütlenme modeli ve mevcut iktidarın kadın hakları konusunda iyileştirici sosyal politikaları uygulamaması nedeniyle hala kadınların erkeklerle eşit yurttaşlar haline gelemedikleri belirtildi. Fransa’da yaşayan Türkiye kökenli göçmen kadınlar konusunda da çelişkilerin varlığı, özellikle de yeni gelen “gelin”lerin burada ağır gelenekçi aile baskısına maruz kaldıkları vurgulandı.

Fransa genelinde 1 Temmuz 2009 – 31 Mart 2010 tarihleri arasında 400’ü aşkın etkinlik kapsamında gerçekleştirilen “Fransa’da Türkiye Mevsimi”nde Galatasaray Konsorsiyumu’nun etkinlikleri, 3 Aralık 2009’da Bordeaux ve 12 Aralık 2009’da Nice şehirlerinde yapılacak insan hakları ve ekonomi konulu panellerle sürecek.

Türkiye’de Demokratikleşme ve İnsan Hakları

“Fransa'da Türk Mevsimi” çerçevesinde düzenlenen “Büyük Tartışmalar” serisinde, 3 Aralık 2009 Perşembe günü Bordeaux IEP’de (Politika Çalışmaları Enstitüsü) “Türkiye'de Demokratikleşme ve İnsan Hakları”konulu bir panel gerçekleştirilecek.

Libération gazetesi yazarlarından ve aynı zamanda da Türkiye'deki reformları konu alan “Boğaziçi Devrimi” eserinin sahibi Marc Semo’nun yöneteceği panele Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Füsun Türkmen ve Paris'teki Uluslararası Sosyal Bilimler Konseyi Genel Sekreteri Dr.Ali Kazancıgil konuşmacı olarak katılacaklardır.

Yer: IEP (Politika Çalışmaları Enstitüsü) Bordeaux / Fransa
Tarih: 3 Aralık 2009

26 Kasım 2009 Perşembe

Uluç ve Özgentürk öğrencilere mesleki yaşamlarında olumlu düşünmeyi önerdi

Hıncal Uluç ve Nebil Özgentürk 24 Kasım Salı günü Galatasaray Üniversitesi'nde öğrencilerle buluştu. Soru cevap şeklinde ilerleyen söyleşide Uluç ve Özgentürk mesleki yaşamlarına ilişkin deneyimlerini paylaştı.

Haber-Fotoğraf: Mizrabi Cihangir Balkır

GSÜ-HA (İstanbul)  Televizyonda Yaşamdan Dakikalar adlı bir program hazırlayan gazeteci yazar Hıncal Uluç ve Yönetmen Nebil Özgentürk İşletme Kulübü’nün davetiyle öğrencilerle bir araya gelerek mesleki yaşamda edindikleri deneyimleri öğrencilere aktardı.

Soru-cevap şeklinde gerçekleşen söyleşide Hıncal Uluç gazetecilikte ifade özgürlüğünün öneminin altını çizerek gazeteciliğe başladığı 1957 yılından beri ifade özgürlüğünün uygulanmadığını söyledi:

“Meselenin özü ifade özgürlüğü. Bir adam size küfrederken bile aslında bir şey anlatmak istiyor. Bunu usturuplu bir şekilde anlatamadığı için sövüyor. Bunu anladığımız zaman eleştirmek de sorun olmayacak.”

Nebil Özgentürk ise mesleki tutumunu anlatırken Don Kişot olmaya çalışmadığını, kendisine büyük alanlar yaratmadan olumlu işler yapmaya gayret ettiğini söyledi:

“Ben iyi şeyler anlatma refleksi geliştirdim. Çekindiğimden değil, iyi hikayeler anlatmak hoşuma gidiyor. Atilla İlhan’ı anlattım. Eski arkadaşları siyasi görüşlerindeki farklılaşma nedeniyle terk etmişler. Bunu anlatırken Atilla İlhan’ın gözünden yaş geldi. Benim için önemli olan bunu polemiğe girmeden anlatabilmek.”

Hıncal Uluç Galatasaray Kulübü'nün Cemal Nalga olayı ile ilgili aldığı cezanın sorulması üzerine asıl sorunun Galatasaray'da değil Türkiye Basketbol Federasyonu'nda ve spor medyasında olduğunu söyledi ve ekledi:

“Asıl sorun bir oyuncunun hazırlık maçında cezalı sayılması. Bunu kimse tartışmıyor. Spor medyası bunu görmezden geliyor. Bilerek insanları yanlış yönlendiriyor. İçiniz rahat olsun Galatasaray'da sahtekarlık yok. Aptallık var. O da her yerde oluyor.”

Özürlü Haklarına İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri

İstanbul Barosu, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği 2 Aralık Çarşamba “Özürlü Haklarına İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri: Erişilebilirlik” başlıklı bir seminer düzenliyor.

GSÜ-HA (İstanbul) İstanbul Barosu, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalı ve Omurilik Felçlileri Derneği bir araya gelerek düzenlediği özürlü haklarının konu  edildiği seminer Galatasaray Üniversitesi Aydın Doğan Oditoryumu’nda gerçekleşiyor.

Tüm gün sürecek seminerin amacı  özürlü haklarına erişimin önünü tıkayan sorunların kaynağına inebilmek ve çözüm yolları üzerinde tartışabilmek. Bununla birlikte özürlü hakları alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ile devlet kurumlarını, akademisyenleri,  avukatları bir araya getirerek görüş ve bilgi alışverişi sağlamak.

Seminerde Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi, ayrımcılık suçunun özürlüler bakımından değerlendirilmesi, çalışma yaşamında özürlülük ve idarenin özürlülere karşı sorumluluğu konuları ele alınacak.

Seminer herkese açık ve ücretsiz.

Kültürlerarası iletişim, Avrupa Birliği ve Türkiye

Fransa’da Türkiye Mevsimi kapsamında Amiens’de düzenlenen Kültürlerarası İletişim Kolokyumu’nda kültürel temaslar, kültürlerarası iletişimin ortak inşaları konuları tartışılırken Prof. Dr. Roger Sages, “Türkiye, Avrupa ülkeleri için çokkültürlülüğe açılan bir kapı olabilir” dedi. 

Haber: Pınar Yurtsever – Ceyda Ulukaya

GSÜ-HA (İstanbul)  Galatasaray Üniversitesi Medya Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi (MEDIAR) ve Picardie Jules Verne Üniversitesi (UPJV), Picardie İdari ve Siyasi Araştırmalar Üniversite Merkezi, Uygulamalı Psikoloji Laboratuarı ve Habiter PIPS araştırma grupları tarafından ortaklaşa düzenlenen kolokyumda, farklı disiplinlerden katılımcıların sundukları bildirilerle Kültürlerarası İletişim tartışıldı. 

Picardie Jules Verne Üniversitesi Rektörü Georges Fauré  açılış konuşmasında, tarihte savaşlara tanıklık eden Somme Bölgesi’nde kültürlerarası iletişimin tartışılmasının barış ve hümanizm yolunda temel bir görev olduğunu anımsattı. Fransa’da Galatasaray Konsorsiyumu’nu oluşturan ilk yedi üniversiteden biri olan UPJV’nin Türkiye ile bağlarının önemini anımsatan Fauré, Galatasaray Üniversitesi gibi prestijli bir kurumla ortak çalışmalara imza atmanın gururunu taşıdıklarının altını çizdi. Kolokyumun gerçekleşmesinde aktif rol alan Prof. Patrick Denoux ve Prof. Lucy Baugnet bu projenin gelişim sürecine değinerek programa ilişkin bilgi verdiler. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı ve MEDIAR Müdürü Prof. Dr. Dilruba Çatalbaş Ürper, 50’li yıllarda daha çok kişilerarası iletişim açısından incelenen kültürlerarasılığın,  hızla değişen dünyamızda ülkeler arası alanları da kapsadığını ve küreselleşen dijital iletişim ağlarıyla birlikte yeni araştırma konularını gündeme getirdiğini belirtti. 

Kültürlerarasılık açısından laiklik ideallerinin öneminden, eğitim amaçlı bir Avrupa ağı çerçevesinde yaşanan kültürel deneyimlere ve Fransa’daki Türk çocuklarının “Türkleştirilmesi” olgusuna birçok farklı kültürlerarasılık deneyimine ilişkin araştırma sonuçlarının tartışıldığı ilk günde, İsveç Lund Üniversitesi’nden Prof. Dr. Roger Sages, sunumunda “Çok kültürlü bir şehir olan İstanbul’da geçmiş bir çocukluk” deneyiminden hareketle Türkiye’deki çokkültürlülüğün Avrupa için bir model oluşturabileceğini belirtti.

Kültürlerarası iletişimde medya

Prof. Dr. Merih Zıllıoğlu ve Ar. Gör. Murad Özdemir ise “Kültürel Temas Alanı Olarak Belgesel Filmler” konulu ortak çalışmalarıyla 1980’lerden itibaren gittikçe yaygınlaşan yeni video teknolojilerinin belgesel filmlere özellikle egemen-yabancı kültür ikilemi etrafındaki yansımalarını inceleyen çalışmalarını sundular. Sinema üzerine diğer bir inceleme ise Dr. Ayşe Toy Par ve Ar. Gör. Gülsenem Gün tarafından sunulan “Türk Sineması’nda dış göç temalı filmlerde mekân kullanımı ve kültürlerarası iletişim” konulu bildiriydi. Bildiride toplumsal imgelemin oluşumunda en önemli araçlardan birinin sinema olduğu vurgulanırken, göç konulu filmlerde mekânın anahtar sembol olarak Almanya`da yaşayan farklı kuşakların kültürlerarası iletişim konusunda geçirdiği evrime, farklı yönetmenlerin filmlerinden örnekler çerçevesinde  ışık tuttuğu dile getirildi.

“Kültürlerarasılık ve TV: Açılım mı, parçalanma mı?” başlıklı sunumunda Doç. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver, 2009’da Kürtçe yayına başlayan ilk kamu televizyon kanalı TRT 6 (Şeş)’e ilişkin araştırmasının ilk bulgularını paylaştı.  Program yapısı ve akış analizleri doğrultusunda, Türkiye’deki mevcut kanalların özelliklerini taşıyan bu kanalın asıl hedef kitlesi olan Kürtler tarafından yeterince izlenmemekle birlikte “simgesel” olarak onlara kazandırdığı “görünürlük”ün bir başlangıç olabileceğini belirtti. 

Uzun yıllar farklı Fransız basın-yayın organlarının Türkiye muhabirliğini yapmış olan, Laurant Mallet, kişisel deneyimlerinden yola çıkarak dış haber muhabirlerinin kültürlerarasında bir ara yüz rolü oynayıp oynamadıklarına ve kendilerini içinde bulundukları toplumsal ortamın baskısına nasıl adapte ettiklerine değindi.

Yard. Doç. Dr. Nazlı Aytuna ise “Web kullanımında kültürel çeşitlilik” başlıklı araştırmasıyla Türkiye’deki siyasi partilerin web sitelerini ve kültürel işaretlerin taşıyıcısı olarak web’in politik kullanımlarını değerlendirdi.

Kolokyumun ilk gününün sonunda,  Amiens Belediye Başkanı ve Picardie Jules Verne Üniversitesi Eski Rektörü Gilles Demailly de Galatasaray Üniversitesi ve Picardie Jules Verne Üniversitesi arasındaki işbirliğini verdiği bir resepsiyonla kutlayarak katılımcılara teşekkür etti ve sözlerini “Türkiye’nin Avrupa’yla bütünleşmesi” dileğiyle noktaladı.

24 Kasım 2009 Salı

Osmanlı İmparatorluğu’nda Fransız Etkisi ve Türkiye Cumhuriyeti

Fransa’da “Türkiye Mevsimi” kapsamında, Galatasaray Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları Merkezi (MEDAM) önderliğinde; Provence Üniversitesi ve Ecole Normale Supérieure (ENS) ev sahipliğinde “Osmanlı İmparatorluğu’nda Fransız Etkisi ve Türkiye Cumhuriyeti” konulu bir konferans düzenleniyor.

 GSÜ-HA (İstanbul) Konferans, Türkiye ve Fransa’dan farklı üniversite ve araştırma kuruluşlarından tarihçiler, siyaset bilimciler, sosyologlar ve dilbilimciler gibi farklı disiplinlerden gelen akademisyenlerin katılımıyla gerçekleştirilecek. Aix en Provence ve Paris’de düzenlenecek konferansta Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki felsefe, tarih, dilbilim ve hukuk alanlarındaki Fransız etkileri ile modern Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda önündeki engeller ve fırsatlar tartışılacak.

Yer: Provence Üniversitesi- Aix en Provence Fransa / 1-2 Aralık 2009
Yer: Ecole Normale Supérieure (ENS) Paris / 3 Aralık 2009

Bilgi İçin:
Doç.Dr.Marie Hélène Sauner
Galatasaray Üniversitesi
Tel. 0212 227 44 80 (420)
e-mail: saunermarie@gmail.com

23 Kasım 2009 Pazartesi

Kamu Çalışanları 25 Kasım’da greve gidiyor

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) kamu çalışanlarının haklarının korunması ve demokratik, nitelikli ve kamusal bir eğitim için hükümeti uyarmak amacıyla 25 Kasım Çarşamba günü greve gidiyor.

GSÜ-HA (İstanbul) Kamu çalışanlarının ekonomik, sosyal ve özlük haklarının toplu sözleşme ile belirlenmesi ve sendikal haklarının kullanılmasına yönelik talepleri dile getirmek için düzenlenen eyleme Galatasaray Üniversitesi’nden (GSÜ) de akademisyenler de katılacak. Üniversitenin Eğitim-Sen sözcüsü Mustafa Ulus, en temel talebin kamu çalışanlarının toplu sözleşme ve grev hakkı olduğunu söylüyor ve özellikle üzerinde durdukları talepleri şöyle sıralıyor:

Sözleşmeli ve geçici çalıştırma yöntemlerinin sona ermesi ve kadrolu ve iş güvenceli çalıştırmanın esas alınması, özellikle araştırma görevlilerinin atanmasında iş güvencesini ortadan kaldıran 50/d uygulamasının kaldırılması ve mevcut 50/d'li araştırma görevlilerinin 33/a'ya geçirilmesi,

Eğitime yeterli bütçenin ve okullara gerekli ödeneğin verilmesi,

YÖK'ün kaldırılması, üniversitelerin özerk, bilimsel ve demokratik yapıya kavuşturulması

Çarşamba günü saat 10.00’da üniversitenin kantininde grevin nedenlerini ve meşruluğunu duyuracak akademisyenler, 11.00’de Beyazıt Meydanı’nda KESK ve Kamu-Sen’in katılacağı eylemde taleplerini dile getirecek.

20 Kasım 2009 Cuma

Fransa’da Türkiye Mevsimi Kapsamında “Çağdaş Türkiye’de Kadın Olmak: Değişimler ve Direnişler” Konferansı

Galatasaray Üniversitesi ve Rennes Siyasal Çalışmalar Enstitüsü, 23 Kasım 2009 Pazartesi günü “Fransa’da Türkiye Mevsimi” kapsamında Rennes Siyasal Çalışmalar Enstitüsü’nün ev sahipliğinde “Çağdaş Türkiye’de Kadın Olmak: Değişimler ve Direnişler” konferansı düzenliyor.

GSÜ_HA( İstanbul) Konferansta, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşegül Yaraman “Türkiye’de Kadın Özgürlüğüne Tarihsel Yaklaşım” konulu bir sunum yapacaktır. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi (MEDİAR) Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver ise “Türkiye’de Günlük Yaşam: Olağan Cinsellik Manzaraları ve Kadınların Mücadele Stratejileri” başlıklı bir konuşma yapacaktır. Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’nden Öğretim Üyesi ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu Kurucu Üyesi Prof. Dr. Ayşe Buğra da “İş Yaşamında Kadın Eşitliği ve Farklılığı” konusunu ele alırken, Elele Derneği Başkanı Gaye Petek de sunumunda “Fransa’daki Türk Kökenli Kadınlar: Süregelenler, Değişimler, Gerilemeler ve Dönüşümler” konusunu ele alacaktır.

Konferansın devamında “Travelling İstanbul Festivali” kapsamında Bermin Sönmez, Berke Baş, Haşmet Topaloğlu ve Somnur Vardar’ın hazırladığı Avrupa ve Türkiye’deki farklı festivallerden sekiz ödül almış “Be Ne Güzel Demokrasi” adlı belgesel filmin gösterimi yapılacaktır.

Yer: Rennes Siyasal Çalışmalar Enstitüsü (Fransa)
Tarih: 23 Kasım Pazartesi
Saat: 17.30
Ayrıntılı Bilgi İçin:
Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi
Tel. 0212 227 44 80
e-posta: htanriover@gsu.edu.tr

“Bir olay Atatürk döneminde geçti diye körü körüne savunulmamalı”


İşletme Kulübü’nün daveti üzerine Galatasaray üniversitesi öğrencileriyle buluşan Gazeteci – Yazar Hıfzı Topuz, Atatürk’ün çok önemli işler yaptığını ancak bir olay Atatürk döneminde gerçekleşti diye onu körü körüne savunmanın yanlış olacağını belirtti.

Haber-Fotoğraf: Pınar Yurtsever

GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi İşletme Kulübü tarafından düzenlenen “Cumhuriyet’ten Meşrutiyete Türkiye” başlıklı söyleşiye katılan Gazeteci – Yazar Hıfzı Topuz romanları ve anılarına geniş yer verdiği söyleşide, güncel meselelerle ilgili fikirlerini de paylaştı.

Söyleşide Atatürk’le ilgili anılarını ve araştırmalarını anlatan Topuz, Atatürk’ün kitaplara verdiği önemi vurgulayarak “1949 yılında Ankara’daki Atatürk Kitaplığı’na gitmiştim. Neler okuduğunu merak ettim. Kitapların birçoğunu altını çize çize okumuş. Kitaplığın eski müdürünün anılarında geçiyor, cepheye giderken bile yanında kitap götürüyormuş.” dedi.

Atatürk’ün anti-emperyalist olduğunu ancak anti-kapitalist olmadığını ve özel mülkiyete karşı çıkmadığını belirten Topuz, Kürt açılımıyla ilgili bir soru üzerine de “Çok nazik bir konu. Ancak ben bu konuda pek umutlu değilim; çünkü dışarıdan empoze edilen bir şey. Keşke gerçek bir açılım olsa” yanıtını verdi.

CHP Milletvekili Onur Öymen’in son günlerde çok tartışılan ifadeleri ile ilgili soru üzerine ise kendisinin de ufak bir araştırma yaptığını belirten Hıfzı Topuz, “Onur’u severim, çok kibar bir kişidir. Bence Dersim meselesini bilmeden konuşmuş. Konuyu ben de çok iyi bilmiyorum ancak şunu söyleyebilirim; Atatürk bu ülke için çok yararlı şeyler yapmıştır, ancak bir olay Atatürk döneminde geçti diye onu illa ki savunmak zorunda değiliz.” dedi.

Romanları tarihe ışık tutuyor

Gazeteciliğe 1947 yılında Akşam gazetesinde başlayan ve birçok farklı kademesinde çalışan Topuz, 25 yıl boyunca UNESCO’da çalıştıktan sonra Ercan Arıklı’nın bir dergi çıkaralım diyerek kendisini çağırmasıyla Türkiye’ye gelerek yazarlığa başlama hikayesini şöyle anlattı:

“Önceleri hep iletişim üzerine kitaplar yazıyordum. Arkadaşlarım ‘bir roman yazsana’ dediler. Ben önceleri cesaret edemedim, hepsi önemli romancılardan oluşan arkadaşlarım vardı, onların arasında yazmayı garipsedim. Meyyale isimli ilk romanım tuttu ve gerisi geldi. Ben pembe dizi gibi romanlar yazmadım, tarihi konularda ilgilendim. Bunu yaparken de ağır, ağdalı bir dille ve birçok Arapça Farsça kelimeden oluşan kaynakları bugünün diline çeviriyorum.”

19 Kasım 2009 Perşembe

“Türkiye'nin hükümet yapısı sağlam değil, ikilik bu yapıyı bozar”

Galatasaray Üniveristesi'nde düzenlenen Hukuk Konferansların'nın üçüncüsünde konuşan Yrd. Doç. Dr. Şule Özsoy, cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılan referandumun, parlementer sistem üzerindeki olası etkilerini tartıştı. Özsoy, Türkiye'nin parlamenter sistemden yarı başkanlık sistemine doğru kaydığını belirtti.

Haber-Fotoğraf: Mizrabi Cihangir Balkır

GSÜ-HA  (İstanbul) Galatasaray Hukuk Fakültesi'nin İstanbul Barosu ile birlikte düzenlediği Hukuk Konferansları'nın üçüncüsü 18 Kasım'da (dün) Galatasaray Üniversitesi Coşkun Kırca Salonu'nda gerçekleştirildi. “2007 Anayasa Değişikliğinin Türk Hükümet Sistemi Üzerindeki Olası Etkileri” başlıklı sunumu GSÜ Hukuk Fakültesi'nden Yrd. Doç. Dr. Şule Özsoy gerçekleştirdi.

Konuşmasına evrensel hukuk çerçevesinde yarı başkanlık sistemini ve parlamenter sistemi tanımlayarak başlayan Özsoy, halk tarafından seçilmesinin cumhurbaşkanının mevcut geniş yetkilerine demokratik meşruiyet kazandıracağına dikkat çekti:

“Zaten mevcut yetkileri bu kadar geniş bir cumhurbaşkanına bir de demokratik meşruiyet kazandırırsanız siyasi bir aktör haline dönebilir. Cumhurbaşkanını halkın seçtiği başka parlamenter sisteme sahip ülkeler de var ancak bu ülkelerde cumhurbaşkanının genellikle sembolik yetkileri var. Bizim cumhurbaşkanımız sembolik değil.”

Özsoy, Türkiye’de sistemin değişiminin ilk seçimden sonra görülebileceğine dikkat çekerek partilerin cumhurbaşkanlığı seçiminde kampanya yürütmemeleri ve siyasi liderleri aday göstermemeleri gerektiğini savundu. Özsoy, sağ hükümetlerin 40 yıldır yarı başkanlık ya da başkanlık sistemine geçilmesi taleplerini de hatırlatarak seçimin siyasi partiler arası çekişmeyle geçeceğine inandığını belirtti.

Yarı başkanlık sisteminin rejim ya da hükümet bunalımı yaratma riski taşıdığını ifade eden Şule Özsoy “Türkiye'nin hükümet yapısı sağlam değil. İkiliklik bu yapıyı bozar. Anayasa bu bunalıma çözüm bulamaz. Çünkü anayasa bunu düşünerek hazırlanmış bir anayasa değil. Biz yarı başkanlık sistemine donanımlı değiliz, deneyimli değiliz” dedi

Özsoy çözüm için ise cumhurbaşkanı yetkilerinin kısıtlanması, seçim süresince siyasi parti etkilerinin azaltılması gerektiğini belirterek parlamentoya cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yenilenmesi talebinde bulunma yetkisi verilebileceğini önerdi.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Temps d’Images – Namus Oyunları Festivali başlıyor

Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu “Medya ve Nefret Suçları” başlıklı sunumuyla Temps d’Images – Namus Oyunları Festivali’nde yer alıyor.

GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, Garaj İstanbul tarafından düzenlenen Temps d’Images – Namus Oyunları Festivali kapsamında 19 Kasım Perşembe günü “Medya ve Nefret Suçları” başlıklı bir sunum yapacak. İnceoğlu medyanın Güneydoğu’da işlenen suçları töre, Batıda ise namus cinayeti olarak aktardığını ve komik bir ayrımcılık ortaya çıkardığını belirterek sunumunda bu konunun ‘kadın katli’ veya ‘namus bahanesiyle işlenen suçlar’ kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizecek.

Festival kapsamında Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerinden Pınar Yurtsever’in de içinde bulunduğu Tiyatro Artı grubu da 23 Kasım Pazartesi günü Metis – The Resurrection başlıklı bir performans gösterisi sergileyecek.

Avrupa Birliği Kültür Fonu destekli Temp d’Images projesi kapsamındaki Namus Oyunları Festivali 18 – 27 Kasım tarihleri arasında Garaj İstanbul’da gerçekleşecek. Festival programı ve biletler için ayrıntılı bilgiye http://www.garajistanbul.org/ adresinden ulaşılabilir.


13 Kasım 2009 Cuma

Fransa’da Türkiye Mevsimi Kapsamında “Kültürlerarası İletişim” Kolokyumu

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi (MEDİAR) ve Picardie Jules Verne Üniversitesi İletişim Bölümü, 16-17 Kasım 2009 tarihlerinde “Fransa’da Türkiye Mevsimi” kapsamında Amiens’de “Kültürlerarası İletişim” kolokyumu düzenliyor.

GSÜ-HA (İstanbul) Kolokyumda toplumsal iletişim, medya, oryantalizm, eğitim ve sinematografik sanat gibi alanlar üzerinde geliştirilen sorunsallar ele alınacak. Etkinlik; iletişim bilimi, sosyoloji, sosyal psikoloji, tarih, siyaset bilimi gibi çeşitli disiplinler üzerinden insanlık tarihiyle iç içe geçmiş ve küreselleşmeyle birlikte hız kazanmış bu süreci her yönüyle tartışmaya açmayı amaçlıyor.

Amiens Belediyesi tarafından da desteklenen kolokyumun sonunda yerel basının da katılımıyla Türkiye’yi yakından ilgilendiren insan hakları, laiklik ve Avrupa entegrasyonu gibi güncel konuların da tartışılması öngörülüyor.

Fransa’da Türkiye Mevsimi kapsamında yine kolokyum ile aynı dönemde Türkan Şoray’ın filmlerinin de gösterileceği 29. Amiens Uluslararası Film Festivali gerçekleştirilecektir.
Ayrıntılı bilgi için:

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi
Yrd.Doç.Dr. Nazlı Aytuna
Tel: 0212 227 44 80 (625)
e-posta: nazliaytuna@gmail.com

12 Kasım 2009 Perşembe

“Türkiye Devleti’nde Devamlılık Esastır”

Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Osmanlı Saltanatının Bitimi” başlıklı konferansında, hakimiyetin Cumhuriyet’ten bir yıl önce meclise devredildiğini söyledi.

Haber: Ceyda Ulukaya
Fotoğraf: Mizrabi Cihangir Balkır

GSÜ-HA (İstanbul) Prof. Dr. İlber Ortaylı, Galatasaray Üniversitesi ve İstanbul Barosu ortaklığında düzenlenen Hukuk Konferansları’nın ikincisinde dün (11 Kasım) “Osmanlı Saltanatının Bitimi” konulu bir konferans verdi.   Saltanatın kaldırılışından Sultan Vahideddin’in kaçışına 1-17 Kasım 1922 arasındaki on yedi günlük dönemi konu alan konuşmasında Ortaylı, Millet Meclisi’nin Cumhuriyet’ten bir yıl önce hakimiyeti meclise devrettiğini söyledi:
“1 Kasım 1922’de Millet Meclisi 503 no’lu kararıyla asıl olan meclis üstünlüğüdür demiştir. Bütün iktidar Sovyetler’e der gibi, hakimiyet meclise demiştir. Ayrıca hilafetin de meclis bünyesinde mevcut olduğunu söylemiş ve hilafeti azlederken de bunu kendine dayanak yapmıştır.”

Ortaylı, saltanatı bu şekilde cumhuriyete dönüştüren Türkiye devleti için devamlılığın esas olduğunu vurguladı:
“Yeni devlet, yeni millet kavramlarının TBMM’de hukuki karşılığı yok. Türkiye devletinde devamlılık esastır. TBMM hakimiyeti halk adına kullanmış, hukuka en uygun yollarla direniş göstererek saltanatın cumhuriyete doğru dönüşümünde rol oynamıştır, arada konvansiyonel uygulamaları da olmuştur fakat Türk İnkılabı olabilecek en az kanlı biçimde gerçekleşmiştir.”

İnsanlar Kanuni’yi, Fatih’i sever ama monarşi özleminden bahsedilemez”

Sultan Vahideddin’in “iç çatışmayı önlemek için” değil, can güvenliği olmadığı için kaçtığını belirten Ortaylı, “Vahideddin’in İngiltere’ye sığınmak istediğini çünkü can güvenliği olmadığını düşündüğünü 11 Kasım tarihli mektubundan öğreniyoruz. İngilizlere sığınmasının nedeni, kimilerinin iddia ettiği gibi ‘İngiliz hayranlığı’ değil elbette. Boğazlar’ın kesin İngiliz kontrolünde olması ve Vahideddin’in kaçmak için Boğazlar’dan geçecek olmasıdır” dedi.

Bu 17 gün içinde saltanat yanlısı bir direnişin söz konusu olmadığını söyleyen İlber Ortaylı, bugün “monarşi özleminin” düşünülemeyeceğini sözlerine ekledi. Osmanlı’daki monarşinin Fransa ve Rusya’daki örnekleriyle kıyaslanamayacağını vurgulayan Ortaylı, insanların Kanuni’yi, Fatih’i sevebileceğini ancak bu tip bir zümre hakimiyetine karşı korkunç bir tepkinin olduğunu, kimsenin monarşi rejimini özlediğini zannetmediğini sözlerine ekledi.

“Avrupa’nın göçmen politikaları dil öğrenimi üzerine yoğunlaşıyor”

Göç, göçmeler ve bütünleştirme politikaları üzerine eserleriyle tanınan Brüksel Libre Üniversitesi’nden Profesör Andrea Rea, “Avrupa Bütünleşme Politikaları” başlıklı konferansta, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin göçmen politikalarını karşılaştırmalı olarak ele aldı.

Haber: Pınar Yurtsever
Fotoğraflar: Mizrabi Cihangir Balkır

GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi Toplumsal Araştırmalar Merkezi tarafından düzenlenen konferansta Andrea Rea, “Avrupa’nın yeni bütünleştirme programları yeni göçleri engelliyor mu?” sorusu üzerinden, 2000’li yılların başlangıcından itibaren Avrupa ülkelerinin göçmenler üzerine geliştirdiği bütünleştirme politikalarını inceledi.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin son yıllarda ivme kazandırdığı göçmen politikalarının dil öğrenimi, toplumla tanışıklık konuları üzerine yoğunlaştığını vurgulayan Rea, “Göçmenlerin toplumla bütünleşmeleri dinamik bir süreç. Bu süreç göçmenin kendisini toplumla bütünleştirmesi ve toplumun onu kabullenmesi olarak iki aşamada gerçekleşiyor. Avrupa Birliği, ülkelere giriş ve orada kalma konularındaki göçmen politikalarını göreceli bir yaklaşımla kabul ediyor.” dedi.

Andrea Rea, konferansın ikinci bölümünde Avrupa Birliği ülkelerinin göçmen politikalarını karşılaştırdı. Bu karşılaştırmadaki en çarpıcı örneklerden biri 2006 yılında çıkardığı yasayla göçmenleri sınava alan, oturma izni için bu sınavdaki başarıyı göz önünde bulunduran ve göçmenleri gelmeden önce kendi ülkelerinde telefonla sözlü mülakata alan Hollanda’ydı. Rea, İngiltere ve Fransa’nın göçmen politikalarına bakıldığında “süre” olgusunun baskın geldiğini belirtirken; Danimarka ve Hollanda’nın göçmenleri ülkelerine gelmeden ön elemeye tabi tuttuğunu ifade etti.

Profesör Rea, bir arada yaşama politikalarının çeşitliliklerin kabul edilmesi ve göçmenler arasında sınıflandırma yapılması açısından tezatlık oluşturduğunu da ifade etti. Rea, bazı ülkelerin gelmeden önce dil öğrenimini koşul olarak sunmasının ve tüm Avrupa ülkelerinin bütünleştirme politikalarında dil konusunun ağırlık kazanmasının göçleri engellemek için yapıldığı algısı uyandırdığının altını çizdi.

10 Kasım 2009 Salı

Akın: “Günümüzde Atatürk’e vurmadan demokrat olunmuyor”

Atatürk’ün 71. ölüm yıldönümü nedeniyle düzenlenen anma töreninde konuşan Doç. Dr. Rıdvan Akın “Atatürk devrimlerine üst-yapı devrimi diye dudak bükülüyor ama Atatürk devrimleri 60’lardaki Mao’nun Kültür Devrimi’nden daha radikaldir” dedi.
 
Haber-Fotoğraflar: Mizrabi Cihangir Balkır

GSÜ-HA (İstanbul) Galatasaray Üniversitesi, 71. ölüm yıl dönümünde Mustafa Kemal Atatürk’ü andı. Anma töreninde öğrenciler ve akademik kadro Aydın Doğan Oditoryumu’nda hazır bulundu. Törenin ardından Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Doç. Dr. Rıdvan Akın “Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Devrimi Üzerine Bir Değerlendirme” başlıklı bir konuşma yaptı.

Atatürk ilkelerinden laikliğin altını çizen Akın, laikliği demokrasinin ve modernliğin temeli olarak tanımladı. Akın konuşmasında sık sık Atatürk hakkındaki olumsuz görüşleri eleştirdi: “Atatürk bir ideolog değildir. Yeni bir ideoloji yaratmamıştır. Bugün Kemalizm’e kötü bir anlam atfediliyor. Cuntacılık, militarizm gibi gösteriliyor. Halbuki biz öğretmenlerimizden böyle öğrenmedik.”

Atatürk’ün feodal ve gerici güçlere karşı, hanedan yanlılarına karşı diktatör olduğuna ama hep halkın yanında durduğuna dikkat çeken Akın “Günümüzde Atatürk’e vurmadan demokrat olunmuyor. Bunların arkasında gizli servisler, rahat bir hayat sürme peşindeki şeyhler ve tarikatlar olduğuna inanıyorum. Bu yanlış algıda elbette 12 Eylül Darbecileri’nin de rolü büyük. Kuran üzerinden siyaset yaparken, tarikatları korurken diğer yandan Atatürk’ün adını da ağızlarından düşürmediler” dedi.